25 Temmuz 2017

Kitap: Hayır... (Dar Zamanlar III) (Adalet Ağaoğlu)



Everest Yayınları
1. Basım, 2014
Kapak Tasarımı: Füsun Turcan Elmasoğlu



47 - "Annemi, ömrüm boyunca düşünmediğim kadar çok düşünüyorum. Kadınlık tarihinin çok özel bir bölümü gömüldü sanki. Fitnat Hanım'lar bir daha hiç ama hiç olmayacak. Biz, onları anlamaya gerek bile duymayacak kerte kökünden kopmuş, kendini beğenmiş bir nesiliz. Önceden bildikleri geçersiz ilan edilmiş, bir günde bilmeleri gerekenlerle henüz tanıştırılmış bu insanlar, Salim Bey'ler, Fitnat Hanım'lar, babalarımız, analarımız yani, Meşrutiyet ile Cumhuriyet arasına sıkışıp ufalandılar. Ne sivil, ne asker bürokrat olan, ne de geçmişlerinde servet ve soyluluk bulunan bu takım, bağlandıkları son umut noktasında unutuluşa bırakıldılar. Onları bizler de unuttuk. Beethoven'ı sevmiyorlar, dans etmesini bilmiyorlar, Goya'dan bir bok anlamıyorlar, kısa çorap giymemize kaş çatıyorlar, diye homurdanmak üzere aklımıza getirdik onları. Üstelik henüz kimse, onların doğru bir tarihini yazmadı. Allah kahretsin! Keşke ben de senin gibi, annemizin son günlerinde yanında olabilseydim..."

74 - Öyle bir şey mi demişti? Her gün yaşanılan, dolayısıyla sık sık düşünülen, hatta söylenen bir şey, gözlerimizi sabaha ilk açtığımız an'larda insanın içinden yeni bir tümceymiş gibi geçiyor bazan.

105 - "Yalnız yaşamayı nasıl başarıyorsunuz, ne olur bana da öğretin!"

127 - Eski öğrencisi, şimdiki asistanı Alev, çekinik çekinik içeri girmiş, hep o, bir hata yapmaktan korkan sesiyle böyle demişti. Her zamankinden de kararsız görünüyor.

Alev böyledir. Hiçbir bilgiyi tam olarak kavrayamadığına inanır, yarım bilgiden vebadan korkar gibi korkar. Öğrenciliğinde üstüne fazla gittim galiba. Bir kez sınıfta, arkadaşlarının önünde alaylı alaylı "Ah Alev, toplum deyince hep en yakınına bakıyorsun. Biraz daha üstelesem, mahallenizin arkasındaki gecekondulardan öteye gidemiyorsun" demiştim. Sapsarı kesilmişti. Şimdi de uzağa, daha uzağa gidebilmek için çabalayıp duruyor.

(Alev karakterini kimse inceledi mi acaba? Yazarın diğer kitaplarında da karşıma çıkar mı acaba? Çıksa keşke.)

151 - "... Toplum bilincinin, 'Orada kal!' dediği bütün yüküyle önüne gerilip orada durdurmaya, orada tutmaya azmettiği basamakta dikilip durmak, insan aklı ve duygusu bir üst basamağa çıkmaya en hazır bulunduğu an'da, onda katlanılması güç, hatta olanaksız bir tutukluluk durumu yaratır. İnsanoğluna uygulanabilecek işkencelerin en ağırı... Çoktan aşılmış olması gereken basamaklara yeniden dönmeyi başarabilmemizin, kalabalıktan kopmama güdüsünden, toplum bilinciyle uyum sağlamaya yatkınlıktan başka anlamı yoktur. Bu yatkınlık, gerçek ilerleyişin önündeki en ciddi tuzaktır. Robot, birörnek, tek renk, tek biçim insanlar ortaya çıkarmakta uzun yollar katetmiş olan, uygarlığın ilerleyişinde olağanüstü bir rol oynadığı halde, bu rolü artık salt kendine gönüllü kulların varlığıyla sürdürebilen teknoloji, devrimine kendi tuzağını da hazırlamıştır... Değişik arayışlar, toplum bilinci dışında kalan her türlü olanak bu denli yok edilecekse, insan ilerleme umudunu nereden alacaktır? Umut, insana has bir yetenek çünkü. Makinelerin umudu olmaz. Bu noktada yalnızca bip bip buyruklarına uyulur, toplum bilinciyle uzlaşmada öncesiz sonrasız bir yatkınlık edinilir..."

152 - "... Teknolojik bir kültürde saldırganlığın yol açtığı acılar o kadar korkunç ki, şu soruyu sormadan edemiyoruz: Bu durumda insanların var olmalarını haklı kılabilecek herhangi bir ahlak anlayışı var mı? Early Morning adlı oyunundaki kişilerden biri bu soruya 'Hayır!' yanıtını veriyor ve intihar etmeye kalkışıyor. İşin en şaşırtıcı yanı, onun gibi düşünen pek çok insan, onun gibi davranmaya yanaşmamakta, her günkü hayatlarını sürdürebilmekte. Bu yetenek aslında kafalarının ne kadar yüzeysel çalıştığını ve duygularının kaypaklığını çok iyi göstermektedir. Kendilerinde bir dervişlik ya da manevi güç bulduklarını düşünmek de yanlış. Onların 'gerçekliği' aslında tembellerin faşizminden başka bir şey değil."

154 - Ama bu çok tehlikeli.
Evet, ama unutulabilir. Hayatı sakin sakin sürdürebilmenin anlamı da başka nedir?

159 - Biz neden böyleyiz? Neden geçmişin tutsaklığından kurtaramıyoruz kendimizi?

183 - "Otur. Anlat haydi. Kendine, dış dünyaya baskın çıkan yeni bir iç yaşam mı edindin?"

184 - Gençlik yıllarının kararlı, ne istediğini bilen delikanlısı yerine, olgun yaşında aptallık simgesi bir yeniyetme.

185 - ...hiçbir yere değmeyen dudaklarla yanaklardan öpüştük.

191 - Bu insanlar, gerektiğinde kendilerini ne kadar kolay açıklıyorlar!

192 - İşkenceyi, işkence görenleri, işkenceciyi konu edinen kitapların çoksatar oluşu bile beni hep ikilemler içinde bırakmıştır. Acılar satılıyor. Ama eziyet mekanizmasının, haksızlıkların da gözler önüne serilmesi zorunlu. Yapılan insanlıkdışı işlemler, yaygın biçimde bilinmeli. Fakat, beni tedirgin eden şu: Çektikleri kimine ün sağlar, onları birer kahraman yaparken, kimileri yitmiş hayatları, sakatlıkları, hastalıklarıyla unutuluşun içine bırakılıyor.  Kimse onlara hiçbir şey ödemeyi düşünmüyor. Onlar, her zamanki gibi, en sahipsizler. Onlar meçhul askerler. Adları yok. Çünkü yürürlükteki sistemle en küçük bağları yok. Bu meçhul askerler adına, bu soyutlanmış hayatların haklarını arama ve geleceğin özgür yaşamına armağan etme adına, berikilerin birer ses olmasında ne sakınca var? Ancak yaygınlaşmış adların, tekil kahramanların toplumların üstünde bir etkinliği olabiliyorsa?.. Bilemiyor. Her zaman hak aranırken başka birilerinin, hem de kimsenin hiçbir hakkını yememişlerin haklarının yendiği duygusunu bir türlü üstünden atamıyor. Çektikleri ödenmeyenler...

197 - Bu dili de bir türlü doğru dürüst öğrenemedim gitti. Konu, günlük hayatın dışına çıktı mı, zorlanıyorum. Ne demek istiyordum?

198 - Bütün zamanları tek bir sözcüğe nasıl sığdırabilirim Aysel? Böyle bir sözcük henüz dillerin hiçbirinde yer almıyor. Bu sözcük, yalnızca içimizin dilinde var. Dışa vurulduğu an'da dağılıyor, o olmaktan çıkıyor; anlamından yoksun kalıyor.

199 - "Fakat, özünü emdiğiniz bir şeyin posasını başkalarının kapısına yığmak anlamına gelmez mi bu?" Sessizlik. Acaba yine fazla mı alınganlık ediyorum?

199 - Yakında da, bir tabağın içinde, egzotik bir meyve gibi Avrupa Topluluğu'na sunarlar beni. Sunulanlar olmadı mı? Yıllar boyu, tonla. Batı, gelişiminden ne kadar sıkıldı. Sıkıldıkça yeni oyuncaklar, yeni hava delikleri aradı, sonunda da oyuncakların en tehlikelisini buldu. Para, kurban istiyor. Kurban da tören. Tören, para istiyor, para da kurban...

200 - "Senin gelişim dediğin, kişiliğin ortadan kaldırılmasıdır. Bütün kapılar, yollar, geçitler çıkar adına senin için seçilmiş, çizgin çizilmiştir. Bir rumuzdan, bir sayıdan ibaretsin artık. Şu yaygınlaşan dile baksana, bütün bu kısaltmalara: OECD, İMF, AIT, NATO, CENTO, IBM, FBI... Bizler de birer rumuzuz. Senin toplumunun üyesi olmak isterdim."
"Git ol da, ananı ağlatsınlar."

201 - "Senin memlekete birçok kez gittim" demişti. "Orada hayatın başedilmesi gerekli günlük zorlukları insanları ayakta tutuyor. Her zaman yapacak bir işiniz var. Sizden bir şey beklendiğini duyabiliyorsunuz."

201 - Ama sorun daha ağır. Sınırsız bir dünya için çalışırken, doğduğun yerin sınırlarının bile kapalı oluşu.

203 - Kızıl sakallı Viking torununun üstünde durduğu tehlikeyle somutta yüzyüze geldiği düşünülemez. Başucunda yanan ampule, salt ampul diye bakıyor o. Biz, kuş uçurtmayan bir gözetleme kulesi, bir namlu ucu, bir işkence aracı olarak görürdük. İkisi de teknolojik sarı ışık oysa.

206 - İnsan yurduna, toprak ve töreden başka, nelerle bağlıdır? Çocukluğuyla, anılarıyla, yakınları, akrabaları, dostları, küçüklü büyüklü olaylarıyla. (...) Evet, evet, bir yurttan, yurttaşlıktan sözaçılabilmesinin nedeni, bazan bu kadar küçük şeylere bağlı işte. Yüzünü bile görmediğiniz, ama çok iyi tanıdığınız şeylere.

209 - Bugün de hala arayışlardayım, ancak bu arayışlarımın içinde yaşadığımız şu toplumla herhangi bir bağı kalmamış gibi bir duygu var içimde. Gittikçe soyutlaşan sorular. Fikirler... İnsanımızdan gittikçe uzak düşüyorum anlayacağın.

209 - Salt, elden ayaktan düşme korkusu değil bu bence. Hayatı hep anlamlı kılmaya çabalarken, Cyrano gibi, anlamsız bir biçimde yokolma, silinip gitme korkusu. 

210 - O sıralar, hayatın o kadar katı gerçekleriyle yüzyüze idi, dağılışın yol açtığı boşlukta öylesi savruluyordu ki, Alev'in soruları, yorumları, hepsi bir hiçti.

212 - Hayata değil, ölüme açılan, hayatın günlük sorunlarına değil, geçmişin bitmiş şeylerine eğilen bir inceleme kimi ilgilendirir ki?

215 - Cemal'le hiç böyle konuşmadılar. Ne kendisi, ne öteki arkadaşlar: Onu ittik. İtip karşı olduğumuz adamların eline teslim ettik. O günler biz çoktuk, Cemal'ler azdı. Çoğalmalarında bizim de biraz payımız yok mu acaba?

219 - Petra'yı özlüyor: Ama ne kadar mekanik bir istek bu. Susamak gibi, canım bir kadeh içki istiyormuş gibi. Yasaklanmamış herhangi bir şey. Ne tuhaf, insan hakları, göçmen hakları, nükleer silahlanmaya karşı yürüyüşlerimizde de ülkemdeki karşı koymaların heyecanı yok. Duygunun değil, mantığın buyruğu...

221 - Kendi kendine övünmeye hak buluyordu da, ayrı dünyadan insanların şaşkınlık göstermesine katlanamıyordu. Gerçekten anlaşılmayan bir şeyin, gerçekten alkışlanıp desteklenmesi mümkün mü?

222 - "Kendinizi sürekli savunu halinde tutuyorsunuz. Hep gerginsiniz" diyor hınzır bir gülümsemeyle. "Bence bütün insanların, doğum ve ölüm gibi, çok ortak bir yanları daha var; hiçbir koşulun farklı kılmadığı bir yanları. Tarihte hiçbirimizin gerçek bir başkaldırısı olmadı. Özgürlükler hep belli sınırlar içinde arandı. Özgürlük diye, din değiştirildi, tarikat değiştirildi, tiran değiştirildi. Bu sınırlar içinde ileri-geri oynamalar uygarlık-ilkellik, kölelik-özgürlük sayıldı. Bu sınırın dışına çıkanlar, kendilerini gerçekten özgür kılanlar yalnızca sanatçılar ve deliler. Onlar dışında kimse, yönetenin dayattığı sürü hayatlarının güvencesinden yoksun kalmak istemiyor. Yönetilmek rahat. Bu kolayımıza gidiyor."

223 - "İnsan özgürlüğü açısından hiçbir ilerleme görmüyor, dahası bu konuda yarın adına da hiçbir umut taşımıyorsanız, araştırmalarınızı onca titizlikle nasıl sürdürebiliyorsunuz?"

(...) "İşim bu! İşimin kölesiyim de ondan."

224 - Yüzündeki, bakışlarındaki şeytansılık silinmiş. Zaman zaman üstüne çöken o meleksi hal de yok artık. Meleğin de, şeytanın da sivrilikleri budanmış, biri ötekinin içinde erimiş, insana benzer biri, şarabını dünyanın bütün zevklerini tadıyormuşçasına içiyor. 

226 - Sizlerse, salt ayakta kalabilmek için...

246 - Aysel'in son araştırmasına habire alkış tutup duruşun neden sanki? Allah gecinden versin, ancak uygarlık, sırası geldiğinde fare deliklerine sığınmayı onuruna yediremeyen aydınların  kendilerini öldürme edimleriyle de ölçülemez mi sanki? Karşı duruş, reddediş... Rezil, leşkargası! Kendin yapsana öyleyse...

257 - "Hep özgür, kendini gerçekten özgür duyan, özgürmüş gibi yapmayan, sahiden o olabilen kadınların özlemini çekip durması... Onu ciddiye almaya değmez miydi sanki?"

259 - Onu o günler böyle değerlendirmemin, benim de günlük politikanın güdük ölçülerine yenilmemden başka ne anlamı var? Duruşmaya gitmek mi, gitmemek mi? Aysel'in yanında görünmek mi, görünmemek mi? Dilekçelere imza koymak mı, koymamak mı? Bildirilere katılmak mı, katılmamak mı? Düzen ve baskıcı dönemler en doğal edimlerimizden birer kahraman yaratıyor. Böyle dönemlerde, o en doğal edimler, eğilimler insanda bir yanlışlık duygusu uyandırıyor. Değerler sarsılmıştır. Biz, gerçekten biz miyiz, değil miyiz? 

263 - "Ama pırıl pırıl, fırından yeni çıkmış mis gibi şöhretler çevresinde nasıl halka olunduğunu görseydin, genel kopukluğun sade, bana, sana, senin gibi, benim gibi sırtına geçmişini yüklemişlere karşı geçerli bulunduğunu kara kara düşünmezlik edemezdin sevgili yazar dostum. Üç ayda bir roman yayınlamazsan, artık yoksun, bunu bil."

273 - HER DURUMDA ÖZGÜR KİMLİĞİMİZİ KORUYABİLMEK ANCAK EDİMLE SÖYLENEBİLECEK ŞU TEK VE SON SÖZE BAĞLI: HAYIR...

275 - "Hiçbir zaman gerçek bir başkaldırım olmadı. Hep özgürlüğün kıyılarında dolanıp durdum..."

275 - Biliyor muyuz, özellikle bu son yıllar kaç aydın, Aysel'in böyle açıkça itiraf ettiğini kendi kendine düşünüp durdu? 

276 - Özgür kimliği geliştirmek değil, ancak olanı koruyabilmek. Özgürlükler askıya alınınca, her şey geriye gidince, ölçüt, eldeavuçtakini saklı tutabilmek olup çıkıyordu işte.

279 - "Korktu", denmesinden korkmuş biri nasıl özgür olabilir ki?

286 - Ama ben, onun anlattığı gibi anlatamam ki şimdi. Bu hesaplaşmanın anlamını tam olarak yansıtamam. Bozarım. 

286 - Başta kendisi, artık kişisel düşünce ve duygularımızı hiç aktarmıyoruz karşımızdakine. Paylaşmak, yük olmakla eşanlamlı sanki. Ya da belki, ortalama duyguların, ortalama insanları olup çıkmamızdan. 

287 - Ömrü boyu kendini aşmaya çalıştı. Kendini aşan aydınların bulunmadığı bir yerde, aşmaya çalışanlar idolümüz olup çıkıyor. 

290 - Üner (içinden geçen alaycı gülüşü yüzüne yansıtmamaya çalışarak): Bizim bu romancılarımızın da yerellik tutkuları... Şu dar dünyayı bir türlü aşamadılar. Sözde içlerinde kendini en özgür duyanlardan biri bu, o da intihar konusunda bile yerel hayatı gözetmekten dem vuruyor hala...